Çoğu insan hayatını hazır bir düzene adım atmak üzerine kurar. Ben ise çocukluğumdan beri sadece var olanı yaşamak için değil, sıfırdan yeni dünyalar inşa etmek, bir vizyonun etrafında toplanmak için nefes aldığımı biliyorum.
Bugün geriye baktığımda şunu görüyorum: Türkiye'nin gençleri için baştan sona Türkçe, tamamen ücretsiz 14+ platformdan oluşan koca bir siber güvenlik ekosistemi. Arkasında 40+ gönüllü, departmanların başında direktörler, Hack The Box'ta Türkiye birincisi olmuş bir CTF takımı, bir arena, akademiler… Hepsini yoktan kurduk.
Ama birkaç yıl önce elimde bunların hiçbiri yoktu. Hatta net bir amacım bile yoktu.
YKS bittiğinde özgür hissetmem gerekiyordu; onun yerine devasa bir boşluğa düştüm. Yıllarca bir hedefe kilitlenmiştim, o hedef bitince geriye sadece sessizlik kaldı. "Ben neden yaşıyorum ki?" diye soruyordum kendime. O zaman anlamamıştım ama bana lazım olan şey konforlu bir dinlenme alanı değil, uğruna uykusuz kalacağım koca bir amaçtı. Çünkü ben durmak için yaratılmamışım.
Aslında Hep İnşa Ediyordum
Geriye dönüp baktığımda, o boşluğun sebebini görüyorum: Ben hayatım boyunca bir şeyler kurdum, yönettirdim, büyüttüm — sadece adını koymamıştım.
400+ üyeli Discord roleplay sunucuları kurdum. Rise of Kingdoms'ta koca Türk birlikleri yönettim. Hangi oyuna girdiysem kendimi klanın başında buldum. Çocukken bunu "oyun" sanıyordum. Şimdi biliyorum ki o bir karakterdi: Ben bir kurucuyum. Bir şeyi yoktan var etmek, insanları bir bayrak altında toplamak, sonra o yapının kendi ayakları üzerinde büyüdüğünü izlemek — beni hayatta tutan şey buymuş.
Lisedeyken siber güvenliği araştırıyordum. Tabii o yaşta daha çok işin "hack" tarafı çekiyordu beni — itiraf ediyorum, şimdi dönüp gülüyorum. Üniversite hazırlıktayken bile eğitimler almaya başlamıştım. İçimde bir yere doğru hızla akan bir nehir vardı; nereye gittiğini henüz bilmiyordum.
Sonra bir gün, bilgisayar başında çalışırken o nehir denize döküldü.
"Neden Türkiye'nin Böyle Bir Şeyi Yok?"
TryHackMe'de takılıyordum. Güzeldi. Ama İngilizceydi, ücretliydi ve duvar gibi metinlerden ibaretti.
Ve o an kafamda bir şey kırıldı: "Neden Türkiye'nin gençleri için böyle bir platform yok? Ben zaten üretmeyi, inşa etmeyi seviyorum. Ben yaparım."
İlk olarak Pentest Akademi'yi açtık. Aylarca uyumadan çalıştım. Oyunlaştırılmış, baştan sona Türkçe, tamamen ücretsiz bir yapı kurduk. Birinin oturup "şunu öğreneyim" dediğinde önünde bir duvar değil, heyecan verici bir oyun bulmasını istedim.
Sonra durmadım. Duramadım.
Bir platform daha. Bir tane daha. Bugün 14+ platformumuz var. Hepsi Türkçe, hepsi ücretsiz, hepsi Türk gençleri için. Bir akademi açtık, bir arena kurduk, bir CTF takımı çıkardık — ve o takım Hack The Box'ta Türkiye birincisi oldu. Gazi Üniversitesi'nde Türkiye'nin ilk üniversite seviyesi yapay zekâ güvenliği dersini verdik. Araştırmalarımız OWASP'ın küresel projesine girdi, akademik yayına dönüştü.
Bunu mütevazılık olsun diye yumuşatmayacağım: Bugün Türkiye'nin siber güvenlik ekosisteminde çok güçlü bir iz bırakıyoruz. Ama söyleyeceğim asıl şey bu değil.
Asıl Güç, Platformlar Değil
İnsanların sandığı şu: Güç, ne kadar çok şey kurduğunda veya ne kadar büyük bir yapıyı tek başına elinde tuttuğunda gizlidir.
Yanılıyorlar.
Benim kurduğum en değerli şey hiçbir dijital platform değil. Arkamda 40+ gönüllü var ve dürüstçe söyleyeyim: Her biri benden bir konuda çok daha akıllı. Artık her departmanın başında, işi benden daha iyi yürüten direktörler var. Bu süreçte hayatımın en güzel arkadaşlıklarını kurdum. Her gün "sayende başladım", "bana vizyon kattın" mesajları alıyorum. Ben de ekibimle birlikte aynısını yapmaya çalışıyorum — beraber üretelim, CV'lerine yazsınlar, daha kolay staj bulsunlar, sektöre bir adım önde girsinler diye.
Geçen gün yöneticilerimden biri ayrılacağını söyledi. "Bana çok güzel bir vizyon kattın, artık kendi projelerimi yapacağım" dedi.
Üzüldüm mü? Tabii ki eksikliğini hissedeceğim için üzüldüm. Ama ona şunu söyledim: "Burada yıllarca benimle bir şey yapmandansa, böyle vizyoner bir adımla kendi yoluna çıkman beni çok daha mutlu etti."
Çünkü ben bunun için varım. Ben yapabildiysem, sen de yaparsın. Üret. Sadece üret.
Bir Yarışmayı Bile Hikâyeye Çevirmek
Düzenlediğim OSINT yarışmalarında bunu en net şekilde görüyorum. Çoğu yarışma "şu ipucunu bul, şu bayrağı getir"den ibarettir. Bense oturup koca bir dünya kuruyorum — forumlar, karakterler, kayıp bir hikâye. Katılımcı sadece bir soruyu çözmüyor, yaşayan bir anlatının içinden geçiyor.
Ve o anlatıların içine kendi hayatımdan bir şeyler sızdırıyorum. Düştüğüm boşluğu, oradan nasıl çıktığımı, "devam et" dediğim o kırılma anlarını. Çünkü birine doğrudan "pes etme" demek çoğu zaman boş laftır; ama onu bir hikâyenin içinde yaşatırsan, o his zihninde kalıcı olur.
Benim için her şey bu: Bilgiyi de, oyunu da, yarışmayı da bir motivasyon ve ilham aracına çevirmek.
En Güçlüsü, Gücünü Paylaşandır
Bir anime karakteri var, evrenin en güçlüsü. Ama onu efsane yapan şey kendi gücü değil; öğrenci yetiştirmesi, kendinden sonra gelecek nesli kendi elleriyle güçlendirmesi.
Bana en doğru gelen güç tanımı bu.
Her şeyi neden ücretsiz yaptığımı soranlar oluyor. Cevabı tam olarak burada. Gerçek güç, bir şeyi tek başına elinde tutmak değil; çoğaltmaktır. Ben tek bir kişinin parladığı bir tablo istemiyorum — benim gibi üreten, kuran, "ben yaparım" diyen koca bir nesil istiyorum. Bir kişi domine etsin diye değil; bir ülke domine etsin diye.
Benim Dinlenme Anlayışım Üretmek
Bana "git, biraz rahatına bak eğlen, dinlen" diyenler oluyor. Eğlenmiyor olsam, neden günlerimi buna vereyim ki?
Ben hazır bir düzenin içinde sadece bana verilen alanla yetinebilecek biri değilim. Kendi yaratıcılığımı, kendi vizyonumu tamamen özgürce dökebileceğim yapılar kurmak benim asıl dinlenme yöntemim.
Ragnar gibi düşünüyorum. Fethettiği toprakta oturup keyif çatamaz; ufukta hep yeni bir kıyı vardır, yelkenleri açar. Benim için o yeni kıyı belli: Yapay zekâ güvenliği.
Şimdi bu ekosistemi şirketleştiriyorum. Türkiye'nin daha adını yeni yeni duyduğu bir cepheye yelken açıyorum. Ücretsiz topluluğu asla bırakmıyorum — onun üstüne, kurumların yapay zekâsını koruyan yerli ve güçlü bir yapı kuruyorum.
Mesele Hiçbir Zaman Para Değildi
Şunu net söyleyeyim: Beni asıl ayakta tutan şey finansal motivasyonlar değil.
Bu dünyada hepimizin kısıtlı bir vakti var. Ben o vakitte kalıcı bir iz bırakmak istiyorum. Ülkeme, insanlara dokunabilmek; birinin hayatına bir vizyon katabilmek — benim için kıymetli olan bu. Para gelir gider. Ama birine "sen de yapabilirsin" dedirtip onun yolunu değiştirdiysen, o kalır.
Geriye dönüp baktığımda hatırlamak isteyeceğim şey bir banka hesabı olmayacak. Yetiştirdiğimiz insanlar, kurduğumuz topluluk ve birinin "ben buradan başladım" dediği o an olacak. Bir ömre sığdırılabilecek en iyi şey bu bence: Arkanda, sensiz de devam edecek bir vizyon bırakmak.
Sadece Üret
Eğer sen de bir gün o boşluğa düştüysen — YKS sonrası, mezuniyet sonrası, bir hedef bitti diye gelen o sessizlikte boğulduysan — sana tek bir şey söyleyeceğim:
Dinlenmeye değil, bir şey kurmaya ihtiyacın var.
Küçük başla. Bir Discord sunucusu, bir blog, bir araç, bir topluluk… Yeter ki üret. Çünkü amaç dışarıda hazır bulunan bir şey değil; sen inşa ettikçe, taş üstüne taş koydukça ortaya çıkan bir şey.
Biz burada koca bir ekosistem kurduk ve büyütmeye devam ediyoruz. Kapısı herkese açık, hepsi ücretsiz, hepsi Türkçe. İçeri gir, izleyici olma — üreten ol.
Bu yaz çok büyük adımlar atacağız.
Ve bırakmak istediğim iz bundan çok daha büyük.
